Bugün sizlerle kendi objektifimden yakaladığım bir anı paylaşmak istiyorum. Ankara’da, 5. kattan izlediğim gün doğumu…
Gökyüzünün turuncu ve pembe tonlarıyla şehre selam verişi bana her zaman umut ve huzuru hatırlatıyor. Güneşin doğuşu, sanki Rabbimizin ‘Bugün de yeniden başla’ deyişi gibi geliyor bana. Her gün doğumu yeni bir fırsat, yeni bir başlangıç. Belki de önemli olan, gökyüzüne bakıp bu mesajı hissedebilmek. Hava biraz soğuktu muhteşem bir his. Manzaraya karşı sıcak çayımı yudumlarken fotoğrafını çekmek istedim. Aslında nerede olduğunuzun pek bir önemi yok yaptığınız işten ne kadar memnun olduğunuz önemli belki şehir belki köy mutluysanız gerisi önemsiz.
Bu arada nedenini bilmesemde soğuk havayı daha çok seviyorum şuan bir seçim şansım olsa yaz mevsimini değilde kış mevsimini seçerdim. Lapa lapa kar yağması olsun o havalarda bir kahve içmek beni mutlu ediyor.Siz olsanız hangi mevsimi seçerdiniz ? yorumlarda belirtebilirsiniz. Sonra görüşmek dileğiyle hoşçakalınız.
İnsan hiç görmediği birini özler mi? , görmediği birine karşı hayranlık duyabilir mi?. Bu cümleleri yazarken dahi çekiniyorum çünkü sevgili peygamberimiz (S.A.V.) mi sıradan biriymiş gibi yazdığım düşüncesi içime düşüyor.
Cevabım ise evet, özler. Hatta öyle bir özler ki, kalbinin en derin köşesinde taşıdığı hasret, her gün büyür. Bizim kalbimizdeki o hasret, hiç görmediğimiz halde Peygamber Efendimize (sav) duyduğumuz özlemdir.
Onu hiç görmedik. Ne sesini duyabildik, ne mübarek yüzüne bakabildik. Ama hayatımızın her anında O’nun izini görüyoruz. Bir dua ederken, bir selam verirken, bir çocuğun başını okşarken. O hep bizimle, yol gösteren bir ışık gibi yanımızda.
Bazen aklım Veda Hutbesi’ne takılır ve derin bir hüzün duyarım. Sevgili Peygamberimizin o kutlu sözleri kalbime işler, içime dokunur. Rabbim, O’nu görme şerefine nail olmayı bizlere de nasip etsin inşaAllah.
Görmeden sevmek kolay değildir. Ama imanla gelen bu sevgi, kalbi öyle doldurur ki, başka hiçbir şeye benzemez. Biz biliyoruz ki, O, ümmetini sevdi. Bizleri görmediği halde “kardeşlerim” dedi. İşte bu söz bile kalbimize umut ve sevgi dolduruyor.
O’nu özlemek aslında daha iyi bir insan olma çabasına dönüşüyor. Çünkü O’nun ahlâkını, merhametini, sabrını ne kadar hayatımıza katarsak, O’na o kadar yaklaşmış oluyoruz.
Rabbim bizleri O’nun şefaatine nail olanlardan eylesin. Ve ahirette, yüzünü görmeyi, O’nunla aynı sofrada oturmayı bizlere nasip etsin. Amin bir sonraki yazımda görüşmek ümidiyle selametle...
Yeni bir aya daha girdik. Eylül bana hep hem hüzünlü hem umut dolu gelir. Geçen ay biraz yorgunluklarım, iniş çıkışlarım oldu ama bu ayda yeniden toparlanmak, kendime yeni hedefler koymak istiyorum. Bu hedefleri belirledim geriye sadece uygulamak kalıyor.
Bu ayın sürprizlerinden biri de yeni bir diziye başlamam oldu: “Couple on the Backtrack”. Hayatın içinden, hem eğlenceli hem de düşündürücü bir hikâyeye sahip. Biraz hüzün hissettirse de halen bu durumu yaşayan onlarca insanın olduğu aklıma geldi. Dizi bana “keşke zamanın bazı anlarını geri alabilsek” hissini veriyor. İzlerken hem tebessüm ettim hem de kendi hayatımı düşündüm. ^_^
Sadece bir adımı farklı atsaydım veya bazı konuları biraz daha düşünüp öyle hareket etseydim şuan çok farklı bir durumda olurdum. Neyse ki geçmişe bakıp hüzünlenmek yok geleceğe bakıp yeni hedefler için gayret etmek var.
Eylül benim için yeni başlangıçlar ayı olsun istiyorum. Küçük adımlarla, şükürle ve sabırla ilerlemeyi diliyorum. Bu ay sonunda tekrardan gelip bir durum değerlendirmesi de yazabilirim. Siz de bu ay neler planlıyorsunuz? .
Her şey gönlünüzce olması ümidiyle esenlikler :) .
Mutfakta hafif bir kaynama sesi vardı, tencerenin kapağını kaldırdığımda burnuma yayılan o mis gibi koku. Bu koku annenin elleriyle hazırladığı incir reçeliydi, aslında sadece bir kahvaltılık değil yazın ortasında kalbinizi ısıtan, geçmişten bir parça taşıyan küçük bir mutluluk.
Bizim evde incir reçeli her zaman biraz özeldir. Çünkü her kavanozun içinde sadece meyve ve şeker yoktur biraz sabır, biraz sevgi, biraz da eski yaz sabahlarının huzuru vardır. Annem reçel yaparken mutfağın havası değişir. Tencereden yükselen o tatlı koku, sanki tüm evi sarıp sarmalar. Sonra bir sabırsızlık başlar hemen olsa da yesek derim ^_^
İncir reçeli yapmak aslında zor değil. Olgun incirler özenle soyulur, hafifçe şekerle buluşturulur ve yavaş yavaş kaynatılır. Arada bir limon suyu eklenir ki şekerin ağırlığı hafiflesin. Sonra o kavanozlar sırayla dizilir, kapaklar kapatılıp vakumlanmak için sıcak suya ters çevrilip bırakılır. Ve bilirsiniz ki bu kavanozlar sadece kışın sofraya tat katmak için değil, ruhunuza da iyi gelecek.
Bazı tatlar vardır, sadece damakta değil hafızada da kalır. İncir reçeli de onlardan biri. Bir dilim ekmek (sıcak pideyi hiçbir zaman değişmem), biraz kaymak ve üstüne bolca incir reçeli. İşte bütün gününüzü güzelleştirecek en sade mutluluk bu. Bu yazım da çok sevdiğim incir reçelinden bahsetmek istemiştim umarım keyifle okumuşsunuzdur bir sonra ki yazıda görüşmek dileğiyle esenlikler... :)
Günün yorgunluğu omuzlarıma çökmüştü ama içimde tarifsiz bir ihtiyaç, hüzün vardı. Susarak düşünmek, adım adım içime yürümek, o sorunu bulup yok etmek istedim. Telefonu sessize aldım. Kimseye haber vermeden evden çıktım. Sokaklar her zamanki gibi sessiz, her zamanki gibi kalabalık hissettirdi. Kulaklığımı taktım maksat arka plan da bir şeyler çalsındı.
Bazen yalnızlık çevrende kimse olmadığında değil, kimseyle aynı hisleri paylaşamadığında gelir ya…İşte o hâl vardı üzerimde. Yine kalabalığın için de yalnız kalmıştım. Hava serin, rüzgar hafifti. Gözüm bir pencereye takıldı, içerde bir masa, üstünde çaydanlık ve yanında diz çökmüş bir anne.
İçimde bir şey titredi. Ne çok şeyi gözden kaçırıyoruz gündüz telaşlarında. Oysa gece her şeyi yavaşlatıyor, büyütüyor.
Bugün yürürken dua ettim. İsmini anmaktan çekindiğim birini kalbimde yine yokladım.
“Rabbim, kalbimi temizle, yolumu berraklaştır, razı olacağın bir yolda yürüt” dedim.
Kimi zaman kalbimiz bile yönünü kaybediyor ama ne güzel ki her akşam yeni bir yön bulma imkânı sunuyor insana ya da ben öyle hissediyorum.
Her adımda geçmişin bir parçası döküldü üzerimden. Bazı hatalar, bazı pişmanlıklar. Unutmuyorsun, ama alışıyorsun. Kendini affetmeyi öğreniyorsun. Çünkü yol ancak affettikçe açılıyor.Herkes hata yapabilir ama marifet, bunun bir hata olduğunu fark edip kendine kızmadan ders almakta.
Sokağın sonunda bir banka oturdum. Başımı göğe kaldırdım. Ay oradaydı yıldızlar pek görünmüyordu. Bana değil belki ama. Ben kendime bakıyordum. Ve fark ettim ki, bu yürüyüş bedenimi değil, kalbimi yormuştu. Ama güzel bir yorgunluktu bu. Temiz, sessiz ve dolu. Eve döndüm.
Her şey aynıydı ama içimde bir şey artık eskisi gibi değildi.
Belki de sadece yürüyüş değildi bu.
Belki de ben, akşamla birlikte kendime doğru biraz daha yaklaşmıştım. Bugün hayallerim için birer birer adımlar attım umarım her şey güzel olur selametle ^_^
Hayatta hepimizin dönüp baktığında “keşke” dediği anları olur. Bazı seçimlerimiz, bazı insanlara verdiğimiz değer, bazen de görmezden geldiğimiz işaretler, ben bunu nasıl farketmemişim dediğim günleri de eklemesem olmaz. Bunların her biri aslında birer öğretmendir. Kalbimizi inciten şeyler bile, ileride nasıl biri olmamız gerektiğini, nasıl devam etmemizi fısıldar bize. Tabii bunları fark edebilmekte bir meziyettir.
Ama bir noktadan sonra artık şunu öğrenmeliyiz:
Hayat geçmişe takılıp kalmak için değil, farkındalıkla ileriye yürümek için.
Zihnimizde taşıdığımız yükleri bırakmadan yeniye yer açamayız. Bir kapıyı kapatmadan yenisi açılmaz. Böyle bir hata yapıp yeni kapılar açar isek kapatmadığımız kapılar karşımıza tekrardan çıkacak demektir.
Bu yüzden kendimize dürüstçe şunu sormalıyız:
“Ben gerçekten yol almak istiyor muyum, yoksa sadece hatırlayıp üzülmeyi mi seviyorum? . ” İşte bu soru hayatımızın kritik dönüm noktalarından ilk adımı oluşturuyor.
Bazı yüzler silinmeli hafızamızdan, bazı duygular yıkanmalı içimizde. Çünkü biz artık o eski hâlimiz değiliz. Gelişmekte olan zamana ayak uydurmalı, akıp giden zamanı boşa harcamamalıyız.
Her yaşadığımız, her düşüşümüz bize bir şey öğretti.
Artık daha bilinçliyiz, daha seçiciyiz, daha sakiniz.
Ve en önemlisi: Artık hayal değil, hakikat istiyoruz.
Hayat, seni daha iyilerine hazırlarken sen hâlâ geçmişin gölgesinde yaşıyorsan; o geleceğe haksızlık ediyorsun.
Geçmişte ne yaşandıysa yaşandı. Kırıldın, inandın, kaybettin belki…
Ama unutma: Şimdi yeniden başlama zamanı.
Sana düşen tek şey, geçmişten aldığın derslerle daha güçlü bir sen olarak yola devam etmek. Yeni başlangıçlar için bazen o kağıtları buruşturup atmak gerekir üzerine tekrardan yazmaya çalışmak yıpratır. Yeni bir sayfa açıp yeniden bir rota oluşturmak hedefimizi, gayemizi belirlemek işimizi daha da kolaylaştıracaktır.
Unutma, farkındalıkla yürüyen insanın yolu, ne kendine ne de başkasına zarar vermez.
Ve bu da zaten huzurun ta kendisidir. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere esen kalınız :).
Selam ^_^, bugün sizlere geçirdiğim güzel hafta sonundan bahsedeceğim. Bir pazar klasiği olan günlük rutinleri halledip gezemeye çıkma fikri vardı aklımda. Acaba sahile mi gitsem yoksa doğaya mı gitsem düşünceleri arasındayken işlerimi bitirip.
Hafta sonunun yavaş akan saatlerinde, kendimi doğanın şefkatli kucağına bıraktım. Şehirden, insanlardan, karmaşadan uzak. Sadece ben ve önümde usulca akan bir su. Küçük bir dere değil bu sadece, sanki içimdeki yorgunluğa derman olacak bir huzur nehri gibi. Şırıltısı, kulaklarımda değil, kalbimin tam ortasında yankılanıyor.
Yanına oturmuşum, toprağın serinliğini bedenimde hissediyorum. Arkamda ormanın gölgesi var. Çam ağaçları heybetli bir sessizlik içinde yükselmiş göğe. Aralarına karışmış farklı türde ağaçlar da var, kimi genç, kimi yaşlı… Ama hepsi bir arada, hiçbirinin kimseyi itmediği, rahatsız etmediği bir uyum içinde. Doğanın adaleti bu: sessiz ama adil, sade ama derin.
Kuşların sesleri sanki içimdeki sessizliğe eşlik ediyor. Bir kısımı uzaktan, bir kısımı yakınımda… Rüzgâr ara sıra dalların arasından geçiyor, saçlarımı okşayan bir dost eli gibi hafif, yumuşak. Her şey o kadar sade ki burada; zaman yavaşlıyor sanki.
İleride bir ekskavatör iş makinesi görüyorum, hareketsiz. Belki birazdan çalışacak, belki de doğanın dengesini fazla bozmadan, bir yol geçirmeye çalışacaklar buradan. İçimden bir his, doğaya kıymamak için çabaladıklarını söylüyor. Umut ediyorum sadece, bu güzellik hiç bozulmasın diye çünkü doğa her zaman kendini kolay bir şekilde toparlayamıyor zaman alıyor.
Kafamı kaldırıp baktığımda çamların arasından süzülen gökyüzüyle göz göze geliyorum. Gökyüzü mavi ama sessiz; doğanın nefesi gibi, ağır ağır ve huzurlu bir o kadar da oksijen bakımından zengin. Kendime sorarken buldum, en son ne zaman böyle durup sadece baktım ? Hatırlamıyorum bile.
İşte tam burada, bu manzarada, bu huzurda bir şeyler eksik değil. Kendimi tamamlanmış hissediyorum. Belki de ihtiyacım olan tek şey biraz sessizlik, biraz yeşil ve biraz suyun sesiymiş. Belki de hayatın yorgunluğunu atmak için ne uzun tatiller, ne lüks kaçamaklar yapmak gerekmiyormuş. Bazen sadece bir akarsu kenarında oturmak yetiyormuş.
İçim huzurla dolu. Bu anı yazmak, belki bir fotoğrafla ölümsüzleştirmek istedim. Ama ne yazarsam yazayım, buradaki sessizliği, suyun o naif melodisini ve ağaçların kokusunu tam anlatabileceğimi sanmıyorum. Yine de denemeye değer di. Çünkü bu anı unutmamalıyım. O mükemmel olduğunu düşündüğüm manzarayı aşağıya bırakıyorum sizce de çok güzel değil mi ? cevaplarınızı yorumlar da bekliyor olacağım :) bir sonra ki yazımda görüşmek dileğiyle esenlikler.
Son birkaç gündür fark ettim ki kulaklarım hep türkülerde… Oysa eskiden bu kadar sık dinlemezdim. Belki içimde bir özlem var, belki zamansız bir hüzün, belki de sadece ruhumun bir duraklama noktasına ihtiyacı var… Türküler böyle zamanlarda yüreğe en güzel dokunan şeymiş meğer. Bir kelimeyle boğazını düğümleyen, bir ezgiyle kalbine nefes aldıran bir şey…
Bazen düşünüyorum da:
Neden bazı şarkılar değil de, bazı türküler içimize daha derin işliyor ?
Sanırım onlar hikâye anlatıyor…
Ve bizim hikâyemizi. Kimi zaman yarım kalmış bir aşkı, kimi zaman bir annenin yüreğini, kimi zaman da göçü, ayrılığı, suskunluğu anlatır.
Bugünlerde beni en çok etkileyen, kendimi bulduğum hatta rahatlatan huzur bulduğum türkülerden birkaçını sizinle paylaşmak istiyorum.
Belki sizin yüreğinize de dokunur:
Neşet Ertaş – Çiçekler Ekiliyor
“Her kelimesi bir iç geçirme gibi… Bazen bir sevdayı değil de, bir ömrü anlatır gibi.”
Aşık Mahzuni – Dom Dom Kurşunu
“Sözleri ağıt gibi, yüreğe saplanan bir sessizlik bırakıyor ardında.”
Firdevs Ertürk – Hacel Obası
“Biraz duygusal birazda öğüt veren bir türkü gibi usul usul hem kalbe hemde akla dokunuyor.”
Ayfer Vardar – Yüce Dağ Başında Kar Boran Boran
“Sözleri biraz ayrılık ve de hüzün verse de, ezgilerin o muhteşem uyumu adeta insanın içini rahatlatıyor diyebilirim.”
Bu türkülerin her birinde kendimden bir parça buluyorum. Bazen geçmişimle konuşuyorum, bazen sustuğum yerleri dillendiriyorum. İçimden geldiği gibi dinliyor, içimden geldiği gibi hissediyorum.
Belki de bu yüzden seviyorum türküyü… çünkü kelimeler değil, duygular konuşuyor.
Siz de son zamanlarda en çok hangi türküye tutuldunuz ? yorumlara ekleyebilirsiniz bir sonraki yazım da görüşmek dileğiyle kendinize iyi bakın selametle...
Selam arkadaşlar, Bugün size bir kış gününün içime işleyen huzurunu anlatmak istedim. Karlı bir sabah, camın ardından izlenen bir manzara… Bazen hayat durur, sadece bakmak ve hissetmek yeterli olur. İşte o anlardan biriydi, fotoğrafı çekerken zaman sanki durmuş gibiydi.
Böyle zamanlarda insan içini dinliyor, geçmişin izleriyle bugünün sessizliğini harmanlıyor.
Bugün koltuğun sağ tarafındayım. Arabanın içi sıcacık ama dışarısı karla örtülmüş…
Camın ardında bir hayat var; soğuk, mesafeli ama yine de güzel.
Aynaya bakınca kendimi değil, geçen zamanı görüyorum sanki.
Geçmişin yükünü, şimdinin sessizliğini ve geleceğin bilinmezliğini…
Kimi zaman her şey bulanık olur ya, tıpkı buğulu camlar gibi…
Selam, gününüz güzel geçsin sevgili okurlarım. Bugün içimden gelen huzur bulduğum cümleleri dökmek istedim.
Kırların ortasında bir yerdeyim. Rüzgâr hafif hafif saçlarımı okşuyor. Ayaklarımın altında yeşeren çimenler, ruhumu yumuşacık sarıyor. Gökyüzü bugün çok farklı. Sanki Rabbim içime huzur insin diye bulutları biraz daha beyaz yapmış.
Gözlerimi kapıyorum. Kalbimde bir ses: “Yalnız değilsin…”
Geçmişin yorgunluğunu, hayal kırıklıklarını, sessizce taşıdığım özlemleri burada unutuyorum. Çünkü kır çiçekleri gibi güçlüymüşüm meğer. Yağmura da dayandım, fırtınaya da. Solsam da yeniden açtım. İçimde Rabbime olan inancım, bir kır çiçeği gibi hep yeşerdi. Belki herkes gibi gösterişli değilim ama ben de sevilmek istedim, ben de bir kalpte yer etmek istedim :) .
Ve şimdi, içimden geçen bir dua gibi yazıyorum bu satırları:
“Allah’ım… Yolum dikenli olsa da yürümek istiyorum. Kalbim kanasa da sevmekten vazgeçmemek istiyorum. Hatalarımla yüzleşip, affıyla güzelleşmek istiyorum. Bir kır çiçeği gibi, Senin bahçende açmak istiyorum.”
Sabahın nurunda açıldı kalbim, Her derdime şifa sensin Rabbim. Gönlüm yorgun olsa da bilir adını, Umudum da, huzurum da sensin yalnızca.
Bazen bir sabah duasıdır kalpten geçen, bilinmez yolların sonu hep hayra çıkar. Biz bilmesek de bilen vardır, Rabbim nasibimizi güzelleştirsin.^_^ Kendinize iyi bakın bir sonraki yayın da görüşmek üzere esen kalın...
Selam arkadaşlar bu yazımda bir cümlenin ne kadar gizemli ve merak uyandırıcı olduğundan bahsetmek istedim ^_^ . Cümleyi hemen aşağıya bırakıyorum,
"Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz.
Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz.
Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz."
Bakara Suresi:216•
bu cümleyi çok düşündüm çok düşündüm ve son olarak şöyle bir açıklama getirdim. Dünya ya bir kere geliyoruz bir işte veya alacağımız bir karar nitekim bazı şeyleri düşünmek gerekiyor örneğin bu bir iş olsun kendimizce düşünelim maddeler halinde yazacağım tabi bu kendi görüşüm :)
Bu iş bize ne gibi artılar katıyor ne gibi eksileri var. - İbadetlerimi yapabilecekmiyim ? - Allah ile olan mesafem artacak mı ? azalacak mı ? - Aileme ne kadar vakit ayırabilirim ? - Bu işi severek yapacak mıyım ? - Aldığım maaş yetecek mi ?
Ya da tam tersi olabilir iş bulamayıp zor durumdasınızdır mecbur çalışmanız gerekiyordur. Bu durum da ise sabır etmek gerekiyor en azından geçimimi sağlayacağım bir işim var şükürler olsun yani şükretmek ve dua etmek gerekir çünkü daha da zor şartlarda olan insanlar olabilir. Belki de bu iş bizim için hayırlı olandır ama bazı konular da hoşumuza gitmemiş olabilir.
Unutmayalım burası dünya burada her şey yaşabiliriz iyisiyle kötüsüyle ama kilit nokta şu ki her daim Allah tan uzaklaşmamak gerekiyor. Ne kadar zor şartlarda olursanız olun üzgün olsanızda yine onun kapısını çalın çünkü herkes gitse dahi yine o kalacaktar ve vakit geldiğinde tekrar o na yani Allah a döneceğiz. Her zaman mutlu olun gülün ve hayatın tadını çıkarın yarın ne olur demeyin elbette tedbir alın ama bir çok konuyu hatta yapabilirseniz her şeyi Allah a bırakın bakın nasıl tüy kadar hafif kalıyorsunuz.
Helal ve alın teriyle kazanç sağlayın her şey nasiptir ve nasipten öte yol yoktur. Umarım her şey in hakkınızda hayırlı olanı olur. Kendimce anlatmak istedim ama ne kadar doğru anlattım bilmiyorum yanlış anlattıysam affola düzeltmemi istediğiniz yer olursa mutlaka yorum yazın okuduğunuz için teşekkür ederim kendinize iyi bakın esen kalın... :)
Selam aleyküm arkadaşlar bu yazımda normalde çok nadir gördüğüm ama tesadüfen payam ağacıncadaki saymakta yorulacağım uğur böcekleri dikkatimi çekti ilk bakışta 4-5 tane var zannetmiştim ama etraflıca baktığımda bayağı çok vardı.
Merakım üzerine internette araştırmalar yaptığımda yaprak bitleri, beyaz sinek ve trips ile beslendiğini öğrendim galiba ağacın bulunduğu konumda bunlar çok olduğu için vardı. Gördüğüm bir çok payam ağacında uğur böceği yoktu ve bu ağacın zirai ilaç ile ilaçlanması gerektiği kanısına vardım ama uğur böcekleri tam da bu noktada devreye giriyor çünkü onların görevleri bu :d .
Kısacası daha önceleri uğur böceklerinin faydasını hiç merak etmemiştim bu sayede öğrenmiş oldum umarım faydalı bir yazı olmuştur kendinize iyi bakın esenlikler ^_^
Selam arkadaşlar hem Ramazan ayının son günlerine yaklaştık hemde sevdiğim resmi sizinle paylaşmak istedim artık eskisi gibi yaz aylarında iftarımız olmayışı bir hayli üzücü olsada çok eskiden yani bir 15 yıl önce hatırladığım bir yaz akşamından bahsetmek istiyorum bu arada zaman ne kadar hızlı geçmiş dün gibi hatırlıyordum halbuki.
Bir akşam üzeri evin terasında iftar hazırlıkları başlamıştı asma çardağının altında yer klimi sermiştik mindeller üzerine bırakılıp sofralar serildi birde yaz ayının hatta iftarın vazgeçilmezi olan meyan şerbeti buzlu yapıp yukarı çıkardım ılık ılık esintilerde başlamıştı her zaman sesli olan caddemiz artık sessizleşmişti vakite de az kalmıştı aile büyükleride gelince her şey tamamlanmıştı kuşların cıvıltısıyla ezan ın okunmasını bekliyorduk şimdi düşünüyorumda nerede kaldı o güzel günler belki lüks takıntımız yoktu büyükler küçükleri küçükler büyükleri sayardı bir sorun olduğunda hallolurdu tartışılırdı ama çabucak sorunlar çözülürdü.
Peki ya şimdi sohbetler azaldı küçücük çocuklar rahat dursun diye ellerine telefon verildi saygı sevgi azaldı tartışılınca barışmak dahi istenmiyor empati duygusu sıfıra indi işte imtihan böyle başlar varlığını hissettiğiniz insanların yokluğuyla.
Kendinizi sevin hayaller kurun ve gerçekleştirin çocuklarınızı iyi yetiştirin ki tekrardan eski mutlu günler yeniden başlasın belki yanlış yazdım belki doğru vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim esen kalın görüşmek üzere ^_^
Merhaba arkadaşlar yakın zamanda bir film izledim süperdi işçi ve patronlardan bahsediliyordu bazı kısımları işçi ve patronun bakış açısından alınmıştı, en güzel kısım ise
İşçileri savunmasıydı ve filmin sonuna doğru güzel bir şekilde izleyiciye
bir açıklama yapıldı ve benimde düşüncem o yönde olduğundan hemen yazmak
istedim sizler için bloğuma aktardım aşağıdaki yazı sadece videodan alıntıdır ve videoyu fotoğraf ın altında vereceğim inşallah beğenirsiniz. Bazı filmler size hayattan dersler çıkartır önünüzü açar tekrardan uyanırsınız bazıları ise sadece gülüp geçilmesi için çekilmiştir çoğu tür filmler her zaman iyidir ama bazı filmlere çok az rastlanır filmin ismi yaşamak güzel şey izleyecek olursanız yorumlarınızı bekliyor olacağım
Harcarken harcanmayın,
21 yıllık reklamcıyım bu işin okulunu okudum
reklam dersinin ilk cümlesi şuydu; reklamın amacı tüketicinin ihtiyaç sıralamasını değiştirmektir. Hani bazen bir malı/eşyayı alamadığınızda üzülüyorsunuz ya, üzülmeyin bu sizin gerçek ihtiyacınız değil. Hani bazen bir malı/eşyayı aldığınızda seviniyorsunuz ya sevinmeyin, o sizin gerçek ihtiyacınız değil. Biz reklamcılar sizin ihtiyaç sıralamanızı değiştiriyoruz. Bazen de yapay ihtiyaçlar yaratıyoruz.
son sözüm şudur sevgili tüketici;
Tüketirken tükenmeyin,
Harcarken harcanmayın.
Bir Sakız'da alsanız, bir otomobil de alsanız, harcadığınız para değil hayatınız, çünkü; o parayı kazanmak için ömrünüzü harcıyorsunuz, günlüğünüzü haftalığınızı herneyse bir gazoz için ömrünüzün bir saatini, bir gömlek için ömrünüzün beş gününü harcıyorsunuz. Harcarken harcanmayın, harcarken harcamayın.
Bu yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim Müfit can saçıntıdan alıntı yapılmıştır bu konuda görüşüm de aynıdır kendinize iyi bakın esenlikler.
Selam arkadaşlar yazıma başlamadan önce umarım iyisinizdir. Bu şiiri çok ama çok önceleri tahmini 6-7 yıl önce soğuk kış ayında okuldaykan türkçe öğretmenimiz dersin bitimine 5 dakika kala bize bir şiirden bahsetmek istedi önce hikayesini anlatmıştı daha sonrada sesli okumuştu biraz tenefüse geç çıkmıştık ama olsun hiç değilse güzel bir şiir dinlemiş ve sevmiştik her satırda ayrı ayrı anlamlar barındıran benim için özel olan bu güzel şiiri sizinle paylaşmak istedim aşağıya şiirin biraz müzik gibi olan klip ve şiiri ekliyorum keyifli dinlemeler görüş ve önerilerinize her zaman açığım kendinize iyi bakın görüşmek üzere esen kalın ^_^
Selam arkadaşlar tekrardan ben geldim çok şükür sınavlarımı verdim hepsi güzel geçti inşaAllah sonuçlarda güzel gelir de bende mutlu olurum ama önceliğim her şeyin hayırlı olması yönünde
Bu uzun süreçte bazı geziler yaptım en çokta ilgimi çeken konya'da rastladığım tersine inşa edilmiş bir evdi arabayı yol kenarına park edip hemen fotoğrafını çektim ^_^ .
Gerçekten'de zahmet gerektiren bir ev olmuş bir o kadarda uyumlu boyanması filan
ben beğendim emeği geçen çalışanlara ve projeyi çizenin eline sağlık
sizcede güzel olmamış mı? bu konudaki grüşlerinizi bekliyor olacağım :).
Hemen önünde duran bu limon yani sarı ve pembe renkli gülleri fotoğraflamasaydım olmazdı
kokuları bir o kadar güzeldi ama alerjim tutana kadar sonrası ise hüsrandı :( şuan aklıma geliverdide
gülü seven dikenine katlanır diyorlar yha benimde o güzel çiçeklerin kokuları için o alerjiye katlanmam gerekiyordu galiba :D
Şimdilik benden bu kadar bir sonraki yazımda görüşmek üzere .
Merhaba, ben Huzeyfe, 20 li yaşların ortasında. Doğayı keşfetmeyi, kitap okumayı, müzik dinlemeyi ve bisiklet sürmeyi çok severim. Boş zamanlarımda ise keyifli diziler izlemeyi tercih ederim. Giyimime özen gösterir, her zaman rahat ama şık olmayı tercih ederim. Bu blogda, hayatımın keyifli yönlerini paylaşıyor ve ilgi alanlarım etrafında gezinti yapıyorum. Umarım yazılarımda siz de kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz!